Başkanlık Sisteminin Sosyo-politik Analizi

Başkanlık Sisteminin Sosyo-politik Analizi

Dumlupınar Üniversitesi İİBF Dekanı ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ, Kütahya Birlik Vakfının Mihenk Sohbetleri programı bağlamında ‘Bilinen ve Bilinmeyen Yönleriyle Başkanlık Sistemi’ konulu bir konferans verdi. Konferansın düzenlendiği mekân, tarihi dokusuyla dikkat çeken Evliya Çelebi Kültür Kütüphanesiydi.

Ülkemizin gündemine çok yakın bir zaman önce gelen başkanlık sisteminin çok yanlış bir zemin üzerinde tartışıldığını savunan Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ, başkanlık sisteminin parlamenter sistem, yarı-başkanlık sistemi ve saf başkanlık sistemleriyle karşılaştırmalı olarak ve avantaj ve dezavantajlarıyla birlikte bilimsel bir analize tabi tutulması gerektiğini ileri sürdü.

Genç, dinamik ve ülke meselelerine son derece ilgili bir dinleyici kitlesine hitap eden Prof. Dr. İnaç özetle şu konulara temas etti:

“Dünya sisteminin şekillendirildiği tarihi dönüm noktalarından olan 1815 Viyana Kongresi ve 1916 Sykes-Picot Anlaşmaları ile büyük devletler nasıl Osmanlı’yı ‘Avrupa’nın Hasta Adamı’ ilan ederek yeni oluşmakta olan dünyada devre dışı bıraktılarsa, bugün 2015 senesinde de gene yeni bir dünyanın tesisi eşiğinde Türkiye, tarihinin en acımasız kıskacına alınmış ve terörle ve koalisyon arayışlarıyla meşgul edilmeye çalışılmıştır.

 1 Kasım tarihi itibarıyla irfanıyla şöhret bulan halkımız bu ablukayı delmeyi başarmış, ülkenin huzur, barış ve istikrarı adına en büyük adımı atmıştır. Öte yandan güney sınırı dört yıldır süren iç savaşın getirdiği istikrarsızlık ve topraklarının tamamına yakını terör örgütlerinin tehdidiyle yüz yüze kalan ülkemizin artık bu makûs talihini dönüştürme vakti gelmiştir. Bu anlayışın bir ürünü olarak tartışmaya açılan başkanlık sistemi, haddi zatında rahmetli Türkeş’in, Erbakan’ın, Demirel’in ve Özal’ın da en büyük rüyasıydı. 2007 yılında Sabih Kanadoğlu’nun ortaya attığı 367 garabeti yüzünden parlamentoda seçilemeyen Abdullah Gül’ün yaşadığı tecrübeden sonra cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi referanduma sunulmuş ve bu teklif, büyük bir oy oranıyla halkımızın kabulüne ve teveccühüne mazhar olmuştu.

Neticede halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ortaya çıkan bu yeni durumda parlamenter yapıla devam edilemeyeceğini savunması son derece gerçekçiydi. Zira bir yanda halk tarafından doğrudan seçilen bir Başkan ve gene aynı usulle seçilen başbakan ve bakanlar kurulu (yürütme organı) mevcuttu. “Çifte meşruiyet” olarak adlandırılan bu durum, yeni krizler yaratmaya gebeydi. Öte yandan dört partili bir parlamentonun oluşması, ileriye dönük ciddi bir istikrarsızlığın ilk işaret fişeği gibiydi. 80 milyona yaklaşan nüfusu ve geniş bir coğrafyada yer alan konumuyla Türkiye, artık parlamenter sistemle yönetilemezdi. 

Yürütmenin tek kişiden oluşacağı yeni sistemde, ekonomik fayda bekleyen insanlar yerine idealist insanlar bakan ve milletvekili olabilecekti. Bu sistem aynı zamanda çift başlılığı önleyecek, ideolojik kutuplaşmaları asgariye indirecek, marjinal grupları elimine edecek ve Atatürk’ün ilk meclisine benzer bir yapı Türk parlamentosuna hakim hale gelecekti. Bu bakımdan başkanlık sistemi gibi mühim bir reçeteyi Tayyip Erdoğan’ın diktatörlük arzusu gibi göstermek ve bu sistemi federal yapılanma, eyalet yapısı ve özerk yönetimlerle özdeş kılmak en basitinden konuyu ana ekseninden uzaklaştırmak olacaktır. Hepimizin bildiği üzere üniter bir yapıyla başkanlık sistemi elbette bir arada yürütülebilecektir”.

Toplantı, başkanlık sistemine eşlik eden sivil, demokratik ve yeni bir Anayasa ve bu kabil sivil toplum örgütlenmelerinin başkanlık sistemi ve yeni Anayasa konularında halkımızı bilgilendirmeye devam etmesi temennisiyle neticelendi.

 

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 09 Aralık 2015, Çarşamba